Haftanın Anketi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Güncel
Büyükanıt şantaja maruz kalmasaydı ne değişirdi?
04-02-2012 / 08:31
Büyükanıt`ın kızına ait belgelerin Polisin elinde olduğu ve Dolmabahçe görüşmesinde gündem olarak kullanıldığı iddiaları Türkiye`de AKP iktidarı boyunca siyasette kirliliğin ulaştığı boyutları bir kez daha gözler önüne sererken, "Belgeler poliste olmasa, Büyükanıt`a şantaj yapılmasaydı ne değişirdi?" sorusunu sordurdu.

Odatv Davası`nın tutuklu sanıkları Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu`nun yazdıkları ve geçtiğimiz gün Kırmızıkedi Yayınevi`nden yayınlanan Sızıntı: Wikileaks`te ünlü Türkler adlı kitapta Yaşar Büyükanıt ile ilgili ortaya atılan iddialar oldukça sarsıcı. İddialara göre, Yaşar Büyükanıt`ın kızına ait olduğu öne sürülen ve mahrem görüntüler içerdiği belirtilen fotoğraf ve belgeler, 2007 yılında Eskişehir`de yapılan bir operasyon sonucu polisin eline geçiyor. Polisin, bu fotoğraf ve belgeleri, 21 Kasım 2008`de Ankara`daki ABD Büyükelçiliği`nde yapılan bir brifingde ABD`li yetkililere de gösterdiği iddia ediliyor. Buna göre, Türk Polisi, ABD`li yetkililere Ergenekon operasyonlarının seyri ve o günden sonra yapılacaklarla ilgili sunum yapıyor ve ABD`li devlet yetkililerine eski bir Genelkurmay Başkanı`nın kızına ait olduğu belirtilen mahrem fotoğrafları gösteriyor.

Kitapta belirtilenler üzerine ortaya atılan bir diğer iddia da en az ilki da kadar düşündürücü: Bu mahrem görüntüler, Dolmabahçe görüşmelerinde Yaşar Büyükanıt`a şantaj malzemesi olarak mı kullanıldı?

İşte bu iddia AKP`li yıllar boyunca Türkiye`de burjuva siyasetinde kirliliğin ulaştığı noktayı bir kez daha gözler önüne serdi. Bir kez daha, çünkü ülkemiz son yıllarda "kasetli, fotoğraflı, ses kayıtlı siyeset"e çok kez tanık oldu!

İddiaların akıllara getirdiği bir başka soru ise "Şantajın yapıldığını varsayalım, yapılmasaydı ne değişirdi?" sorusu. Diğer bir değişle "Büyükanıt`a şantaj yapılmasaydı, AKP Türkiye`deki dönüşümü sürdüremez miydi" sorusu.

Büyükanıt`ın kendisine, kendinden önceki ve sonraki Genelkurmay Başkanlarına, TSK`nin AKP karşısında yürüttüğü politikalara, sermaye ve emperyalizmle sahip olduğu ilişkilere bakıldığında, TSK`yi "tutan"ın sadece Büyükanıt`ın kızına ait olduğu iddia edilen görüntüler olmadığını görmek zor değil.

AKP iktidarı boyunca ciddi gerilimler yaşansa da TSK`nin komuta kademesinin AKP`nin dönüştürücü politikalarına bir şekilde onay verdiği ve bu çizginin Hilmi Özkök`ten bu yana kesintisiz bir şekilde sürdürüldüğü ortada. Öte yandan Genelkurmay Başkanlarından bağımsız olarak, başta NATO olmak üzere emperyalist kurumlarla olan ilişkileri ve sermaye bağlantıları TSK`nin kendisinin de "dönüşümün bir parçası" olduğunun en büyük göstergesi.

Diyelim Büyükanıt şantaja maruz kaldı, ya diğerleri?
Üzerinden atlanılmaması gereken bir nokta Ertuğrul Özkök döneminden günümüze kadar Genelkurmay ile hükümet arasında, dönem dönem gerilimler yoğunlaşmış olsa da hep bir uyumun söz konusu olması. Tutuklamalar sonrasında ilişkilerin gerildiği ne kadar gerçek ise her tutuklama dalgası sonrası oluşan gerilimin yerini AKP lehine sağlanan bir uzlaşı ortamına bıraktığı da bir başka gerçek.

Hilmi Özkök: Başbakanla şiir gibi olan komutan
Büyükanıt`tan önce Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan Hilmi Özkök ise her demecinde bir AKP sempatizanı olduğunu vurgulayan bir şahıstı. Başbakan ile ilişkilerini soran gazatecilere "Şiir gibi" şeklinde yanıt veren Özkök, görevi döneminde Genelkurmay`ın internet sitesinde yer alan özgeçmişinine "Başbakanlık`a bağlıdır" ibaresini ekletmesiyle de hatırlanıyor.

İlker Başbuğ: Teşekkür beklerken tutuklanan komutan
Yaşar Büyükanıt`ın ardından Genelkurmay Başkanı olan İlker Başbuğ şu an tutuklu. Kendisine yönelik şantaj yapıldığına dair ortada bir iddia olmayan Başbuğ`un görev dönemi TSK`ya yönelik tutuklamaların zirve yaptığı bir dönem olarak tarihe geçti. Şu an neredeyse kimsenin hatırlamadığı ve üzerine hiç konuşulmayan Bülent Arınç`a suikast iddiaları sonucu Genelkurmay`ın "kozmik odasını" polise açan Genelkurmay Başkanı olan Başbuğ, yoğun tutuklamaların gerçekleştiği kritik uğraklarda "TSK`yı iyi yönettiği" şeklinde değerlendirmelerle AKP kurmaylarınca çok kez övülmüştü. Ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılanan Başbuğ`u en iyi anlatan ise kendisinin mahkemeye verdiği savunmada sarf ettiği sözlerdi. Başbuğ, mahkemeye verdiği savunmasında, "O internet sitelerini ben kapattırdım. Teşekkürü hak ederken, tutuklanmam isteniyor" demişti.

Işık Koşaner: Bizden bu kadar!
İlker Başbuğ`un yerine Genelkurmay Başkanı olan Işık Koşaner`in görev aldığı dönem ise, TSK`nin AKP karşısında deyim yerindeyse "havlu attığı" bir dönem olarak tarihe geçti. Yaklaşan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı öncesi hükümetin oluşturduğu basınca daha fazla direnemeyen TSK komuta heyeti çıkışı istifada bulmuş, artık hükümet-TSK ilişkilerinde gerilimlere dahi yer olmayan bir uyum dönemi başlamış oldu.

NATO`nun kestiği parmak acımaz
TSK`yi Türkiye`nin içinden geçtiği dönüşüme onay vermek zorunda bırakan konuların başında emperyalist kurumlarla olan ilişkileri geliyor. Göreve gelen her Genelkurmay Başkanı`nın ABD ziyareti gerçekleştirdiği, general olabilme yolunun NATO eğitiminden geçmeye bağlı olduğu bir ordudan, her aşamasında ABD ve AB ülkelerinden takdir toplayan bir dönüşüme itiraz beklemek pek de mümkün görünmüyor.

ABD`li yetkililerin başından bu yana operasyonları destekleyen açıklamalar yaptığı, NATO`nun Ortadoğu`da Türkiye`ye, başta füze savunma kalkanı olmak üzere bir çok yeni görev verdiği düşünüldüğünde, TSK`nin tavrını "NATO`nun kestiği parmak acımaz" şeklinde okumak mümkün.

TSK-Sermaye ilişkileri: Her şeyde mutabıkız, laiklik de olmayıversin
TSK`nin her geçen gün derinleşen sermaye ilişkileri onun Türkiye`de yaşanan dönüşümün bir parçası olduğu gerçeğinin de teyidi aynı zamanda. TSK gerek OYAK üzerinden sermaye ile kurduğu bağ gerekse profesyonel orduya geçiş doğrultusundaki adımlar ile dönüşüyor. Dönüşümü boyunca sermaye ile girdiği ilişkileri daha da derinleşen TSK, bir kurum olarak korumakla mükellef olduğu kapitalizmin çıkarlarıyla her bir personelinin çıkarlarını daha da doğrudan ortaklaştırıyor. OYAK`ın niteliği, OYAK ile TSK personelinin ilişkisi, özellikle yüksek rütbeli subayların OYAK`tan aldıkları ikramiyelerin meblağı (bir orgeneral emekli olurken Oyak Sandığı’ndan 642 bin lira alıyor) ve emekli TSK personelinin büyük şirketlerin yönetim kademelerinde görevlendirilmesi bu başlıkta akla gelen ilk örnekler.

AKP Dış Politikası ve TSK
AKP ile TSK arasındaki uyumu, söz konusu dış politika olunca daha da net görmek mümkün. İç politikaya dair bir süre belirli derecede gerilim politikası yürüten TSK, söz konusu AKP`nin "Stratejik derinlik" içeren dış politikası olunca yıllardır tam bir uyum sergiliyor. Büyükanıt`ın NATO`nun soğuk savaş sonrası tehdit algılaması ve savunma stratejilerine dair düzenlediği seminerlerden, Başbuğ`un, AKP`nin "Büyük Türkiye" sloganına düet niteliği taşıyan "Güçlü ordu güçlü Türkiye" sloganı ve Arap Baharı ile başlayan süreçte sergilenen "yüksek uyum düzeyi" bunun en büyük kanıtı.

Öte yandan Libya`da gerçekleştirilen müdahalede Türkiye`nin aldığı görevler, Suriye meselesinde Türkiye`nin uyguladığı politika ve "Özgür Suriye Ordusu" ile ilişkileri ve Malatya`da kurulacak radar üssü gibi kritik konular da TSK ile AKP arasında dışarıda sağlanan ve içeriye de "örnek" olan iş birliğinin en açık ve güncel örnekleri durumunda.

(soL - Haber Merkezi)


Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
GAZETE 1. SAYFALARI
Lütfen Menüden Gazete Seçiniz
YURTİÇİ HAVA DURUMU
HİÇ BİR ŞEYİN GİZLİ KALMASINI İSTEMİYORSANIZ BİZİ ARAYIN 0212 569 62 62 0545 959 74 78
ip adresim