Haftanın Anketi
Kültür Sanat
Divriği`de Hürremşah`ın Cennet Kapısı Türkiye`nin en büyük sanat yapıtıdır.
04-01-2018 / 11:04
Mengücek Emiri Ahmet Şah ve eşi Turan Melik`in yaptırdıkları Ulucami ve Şifahane`nin mimarı olan Ahlatlı Hürremşah`ın tasarladığı, bezemelerinin çoğunu eliyle yonttuğu taç kapılar Türk çağının en önde gelen başyapıtlarıdır.

Divriği’de Hürremşah’ın Cennet Kapısı Türkiye’nin en büyük sanat yapıtıdır.

Mengücek Emiri Ahmet Şah ve eşi Turan Melik’in yaptırdıkları Ulucami ve Şifahane`nin mimarı olan Ahlatlı Hürremşah’ın tasarladığı, bezemelerinin çoğunu eliyle yonttuğu taç kapılar Türk çağının en önde gelen başyapıtlarıdır.

Kıble kapısındaki yontu (heykel), tasarımı ve işçiliği ile İslam ve Yakındoğu’da yoktur. İkonografik olarak dünya sanat tarihinin hiçbir döneminde, büyük bir heykel uygulaması olarak, bu nitelikte bir ‘Cennet Kapısı’ imgesi yaratılmamıştır.

Hürremşah’ın tasarladığı ve olağanüstü yaratıcılığı ile kendi eliyle yonttuğu bu taç kapı dünya sanat çevrelerinin artık farkında olduğu bir yapıttır. Divriği Ulu Cami ‘korunması gereken en önemli evrensel sanat miraslarından biri’ olarak, UNESCO’nun tarihi yapılar listesindedir. Anadolu Türk kültürünün kimliğini oluşturan en önemli tarih mirasıdır. Anadolu-Türk varlığının dokunulmazıdır.

Bu yazı 1967’de başlayan bir koruma çabasının ülke gündemine getirilmesi için bir çağrıdır.

Eşi dünyada yok: Bir Şah Eser

Dünyanın en büyük Cennet Kapısı İmgesi, 800 yüzyıl önce, yaratıcı bir tasarımla ve kanımca, dünyada başka eşi olmayan bir yontu ustalığı ile dünya heykel sanatına armağan edilmiştir. Anadolu-Türk kültür ortamında yaratılan bütün sanat yapıtları arasında bu büyük sanat yapıtı ile eşleştirilecek başka bir yapıt yoktur. Ülkemizde tarihi anıtların arasında koruma önceliğinde ilk yapıttır. Korunması, fakat cahil restoratörlerin dokunmaması gereken bir ‘Şah-Eser’dir.

Toplum kimliğini yok etmenin en kestirme yolu sanat yapıtlarının tahribidir. Onlar kültürün maddi kanıtlarıdır. Bunların başında mimari gelir. Kuşkusuz pek çok başka veri de var. Tarih de onlara dayanarak yazılır.

18. yüzyıla kadar yazının elle yazılması, eğitimin sadece dini öğreti niteliğinde olması, kitabın nadir ve sadece egemen olanlardan söz eden bir anlatı olarak kalması, okuma yazması olmayan toplumların bu güne kadar cahil kalmalarının nedenidir.

Tek araştıran uzman yok

Türkiye tipik bir örnektir. Bugün 80 milyon Türk’ten hiçbiri, eğer bu konuyu inceleyen uzmanlar arasında değilse, Mengücekoğlu Beyliğini, adından başka bir şeyi ile hatırlamaz. Libya’nın ya da Van’ın nerede olduğunu bilmeyen sokaktaki kalabalıklara Mengücekoğlu Beyliğini sormayın! Bizim de ulusal kültürümüz var diye böbürlenen kimilerinden, ülkelerinin tarihi ve diline ilişkin bilgi alamazsınız. Kendi geçmişlerini öğrenmemişlerdir.

Avrupa’nın Rönesans’tan sonraki aydınlanmasının bize sadece rüzgârı geldi. Kendi tarihimizi de Avrupalılardan öğrendik. Fakat bu toplum ve ülke, bir varlık olarak, bizim ocağımızdır. Ne var ki toplum, cehaletinin doğası sonucu buna sahip çıkma bilincini üretemiyor. Divriğilinin ortak aklı da, ‘kültür’ deyince Hürremşah’ın kapısını anımsamıyor.

Tutucu halkın ne yazarını, ne dilinin tarihini, ne de anıtlarını bilmemesi, Avrupa’ya göre sığ kalmış Osmanlı kültürünün tarih boyunca hep taklitle yaşamış olmasının sonucudur. Tarihi kimliğimize sahip çıkamıyoruz.

Mücevher’in farkında olmayan toplum

Böyle bir yapıtın farkında olmayan ve ona eşi bulunmaz bir mücevher gibi davranmayan bu toplum, kültürel aymazlığın en derin çukurunda sayılabilir. Tarihin yaşayan verilerini koruyamıyor. Burada kabahat ya da suç, döner kebap dükkânı ile tarihi taç kapı arasında bir fark görmeyen, halk ya da idareci, aydınlanmamış çoğunluğun değildir. Yozlaşmış entelektüel azınlığın sanatsal duyarsızlığıdır.

Bu yontu, tarihimizin dokunulmazdır. Hiçbir kuruluşun malı değil, insanlığın ve Türk tarihinin malıdır. Türk tarihine onur veren bir mirastır.

Bu taç kapıda, doğanın, geometrik olmayan, çizgi ve sayıya indirgenemeyecek bir ağaç gibi, özgür bir tasarımı yaratılmıştır. Palmetler cennet ağaçlarını simgeliyorlar. Sanatçı kapı kemerinin üstüne yerleştirdiği ‘Lotus’ çiçeğimotifinde de aynı davranışla, Hindistan’dan Mısıra, sonsuz yaşam imgesi olan lotus çiçeğini, en klasik biçiminde kullanarak, Cennet Kapısı imgesini bir sonsuzluk simgesi ile taçlandırıyor. Hürremşah, neredeyse bütün Ortadoğu geçmişini özetliyor.

Mona Lisa’dan zengin

Bir taç kapıyı simgesel çiçek ve yapraklar kullanarak sonsuza uzanan bir cennet kapısı olarak hayal etmek Hürremşah’ın bize kültürel hediyesidir. Dünyada başka eşi olmayan ve Anadolu-Türk kültürünü ayrıcalığını vurgulayan bu yapıt, Mona Lisa’nın portresi yanında, çok daha zengin bir sanat yapıtıdır. Hürremşah’ı Leonardo ile karşılaştırmak söz konusu değil. Ama bu kapı Louvre’da sergilenseydi, sanatseverlerin ağzından düşmezdi. Ulu Cami’nin kıble kapısı büyük bir sanatçının hayalini süsleyen bir imge olarak, olağanüstü bir işçilikle taşa oyulmuştur.

Bu cephede sanatçının olağanüstü hayalinin yarattığı derin ve güzel imgeler var. Ağaçlara insan yaşamının simgesi olarak bakmak, kat kat güneş simgelerini gök kubbenin tanrıya çıkan basamakları olarak düşünmek, sufi imgelerden çok daha güçlü ve etkileyicidir. Yükselişin lotusla bitmesi de, cennete giren inançlı insanın sonsuz yaşamını simgeler.

Bu ayrıntıların çağdaş insanları nasıl etkileyeceğini bilmiyorum, ama İslam kültürünün sanatsal ifadesi açısından başka örneği yoktur. Hürremşah’ın sanatı üzerinde bir kitap yazılabilir. Burada pagan kozmogoni var. Bu tasarımda Türk Şaman tarihinden kalan olgular var. Pagan Türklerde Şamanlar göğü dokuzuncu katına yükselerek Kök Tengri’ye simgesel olarak ulaşırlardı. Bu taç kapıda sanatçı, dokuz gök katını simgeleştirmiştir.

Simetrik gibi, ama değil!

İnsan yaşamını doğaya yaklaştıran bir yorum, birçok tarihi simge, sanatsal buluş var. Sanatçının olağanüstü duyarlığı ve eşsiz el mahareti ve kanımca, Batının en iyi heykeltıraşlarıyla boy ölçüşecek bir ustalığı var. Simetrik bir tasarım gibi gözükmesine karşın, hiçbir biçim simetriğinin eşi değil. Her eli değdiği biçim, yerinde yontulurken yaratılmıştır.

Kısaca dünya çapında bir yontu yapıtımız, yani heykelimiz var: Cennet Kapısı simgesi... Eşi ne İslam’da ne batıda ne de herhangi bir kültürde yok. Türk halkının da bundan haberi yok! Bu toplumsal cehaletin en büyük kanıtıdır.

Türk kültürü diye dövünenlerin utanması gereken bir durumdur. Türk kültürünü ağızdan düşürmeyenler için Türkiye’de bundan daha önemli bir arkeolojik kalıntı yoktur. Bunların farkında olmayan bir toplumun geçmiş kültür özentisi, içeriksiz bir politik söylemdir. Fakat asıl acı olan entelektüel ahlaksızlık (halk katında namussuzluk) ya da sanatsal duyarsızlık ve hamlıktır.

Dış etkilerden mutlaka korunmalı

Hürremşah’ın yapıtını korumak için yontuya el değdirmemek ve yapının statik sorunlarını çözmek, yontuları dış hava etkilerinden korumak gerekir. Bu kapı bir müze objesidir. Her ayrıntısını o andaki yaratıcı vuruşu ile hiçbir tuşunu yinelemeyerek yapan bir büyük heykeltıraşın yapıtını taşçı ustalarına restore ettirmeyi düşünmek bir cinayet programıdır.

Buna karşı çıkmak, entelektüel kamuoyu için, dünya çapında bir sanatçıya, kültürel varlığımıza ve çağdaş koruma anlayışına saygı gereğidir. ‘Cennet Kapısı’ deyimi yeni bir kültür kampanyası çağrısıdır. Aydın vatanseverlerin katılması toplumsal bir görevdir.

Doğan Kuban


Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Mustafa Kemal ATATÜRK
GAZETE 1. SAYFALARI
Lütfen Menüden Gazete Seçiniz
HİÇ BİR ŞEYİN GİZLİ KALMASINI İSTEMİYORSANIZ BİZİ ARAYIN 0212 569 62 62 0 535 734 89 88 Email:gazeteesenler@gmail.com