Tayyip Erdoğan geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği grup toplantısında adeta demogoji dersi verdi. Konudan konuya atlayıp herkese laf yetiştirmeye çalışan Erdoğan`ın bu kadar rahat olmasını sağlayan halkın hafızasız olduğuna inanması olmalı..AKP TBMM Parti Grup Toplantısı’nda konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, yaptığı konuşmasında kimi zaman doğruları çarpıtarak, kimi zaman eski sözlerini hiç söylememişçesine laflar sarf ederek, kimi zaman da kendine muhalefet edenlere saldırmak adına tarihte kimi dönemleri görmezden gelerek yaptığı konuşmasıyla tam bir burjuva siyasetçisi portresi çizdi.
İlk kez dinleyen ve arka planını bilmeyen birisi için kendi içinde tutarlı gibi duran konuşmanın güvendiği dallar ise toplumdaki hafıza yitimi ve hedef aldığı muhaliflerinin de büyük bir kısmının kendisine benzer bir şekilde cevap verecek oluşu.
“Herhangi bir etnik grubun ya da herhangi bir mezhebin yanında ya da karşısında olmamız söz konusu değildir”
Rauf Denktaş’ın ölümü dolayısıyla geçtiğimiz hafta yapılmayan toplantı öncesi ve bu haftaki gelişmeleri aktaran Başbakan daha sonra ulusal ve uluslararası konularda yorumlar yapmaya ve bazı mesajlar vermeye başladı.
İlk olarak hedefe Maliki’nin açıklamalarını koyan Erdoğan konudan hareketle Suriye’ye dair mesajlar da vermeyi unutmadı. Çıkışına “Bizim Türkiye olarak, ne Suriye ne de Irak’ta herhangi bir etnik grubun ya da herhangi bir meshebin yanında ya da karşısında olmamız söz konusu değildir" sözleriyle başlayan Erdoğan, "biz Irak’ın iç işlerine, diğer ülkeler girerken bize teklif geldiğinde tezkerelere rağmen biz Irak’a girmedik, çünkü biz istenmediğimiz yerde olmayız.(...) Sayın Maliki`nin şunu bilmesi gerekir: Siz bir mezhep kavgası içerisinde eğer Irak`ta böyle çatışma sürecini başlatırsanız buna da bizim sessiz kalmamız mümkün değil. Çünkü, biz sizlerle sınır komşusuyuz, akrabalık ilişkilerimiz var, her gün gidiş gelişlerimiz var, hepsinden öte bizim Irak ile tarihten gelen kültürel bağlarımızın da bir anlamı var. Sizler Irak ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan, binlerce, on binlerce kilometre uzaktan gelenlere `hoş geldiniz` diyeceksiniz, onları evinizde ağırlayacaksınız, onlara yönelik en ufak sesiniz olmayacak, sınır komşu Türkiye`ye karşı, `Türkiye bizim içişlerimize karışıyor` diyeceksiniz. Bu nasıl siyaset etme, ülke yönetim anlayışı, önce burada söylediklerini kulaklarının duyması lazım. Onun için talihsiz açıklama diyorum” diyerek bitirmiş oldu.
Halbuki AKP işgalciden yanaydı!
Irak halkı istemediği için savaşa girmediğini iddia eden Erdoğan’ın bu açıklamlarının aksine Irak savaşı tezkeresi Türkiye’deki halkların muhalefeti sonucu geçememişti. Savaş zamanı toplumsal etkisi bugünkü denli güçlü olmayan AKP, kaldığı zor durumdan kurtulmak için de tezkerenin çıkmamasından dolayı muhalefeti suçlamıştı.
AKP hükümeti, ABD’nin Irak’ta Saddam hükümetini yıkmak için savaş başlatma hazırlıklarının başından itibaren bu girişimi desteklemişti. Hükümet, Meclis gündemine Irak’a asker göndermek için tezkereyi bizzat getirmişti. Tezkereye ‘evet’ denmesini isteyen Erdoğan "Her zaman ‘hayır’da hayır yoktur. Rahat olun, gelişmeler kontrolümüzde" ifadelerini kullanmıştı. Tezkere geçmezse, memur maaşlarının ödenemeyeceği dedikoduları bile çıkartılmıştı. AKP milletvekillerinin çoğunun oylamada evet dediği, Ankara’da Sıhhiye Meydanı’nda yüz bin kişinin toplandığı 1 Mart 2003 günü, AKP mecliste fire verdi ve tezkereyi geçirmeyi başaramadı. Bunun üzerine AKP, kısa sürede, işgalin başladığı 20 Mart günü yeni bir tezkere çıkararak ABD’nin komşu Irak’ı işgali için Türkiye’nin üslerini ve limanlarını kullanmasına izin verdi ve bu genelgeye dayanılarak ABD’nin savaş araç-gereçleri Türkiye üzerinden nakledildi.
O günlerin ardından Abdullah Gül bir açıklamasında şöyle diyecekti: “Dünya barışı için, barışı korumak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir.”
31 Mart’ta Wall Street Journal’da kendi imzasıyla yayımlanan “Türkiye sadık bir müttefik ve bir dost” başlıklı makalesinde Erdoğan “Amerika`yla olan yakın işbirliğimizi sürdürmeye kararlıyız. Dahası, bu cesur kadın ve erkeklerin en az kayıpla evlerine dönmelerini ve Irak`taki acının en kısa zamanda sona ermesini umuyor ve bunun için dua ediyoruz” diyordu.
AKP milletvekili Ömer Çelik, 21 Ağustos 2004 tarihli Vakit Gazetesi’nde yer alan açıklamasında ülkesi işgal edilmiş Iraklı direnişçilere; ‘Katiller sürüsü!’ demişti.
Irak`tan Suriye`ye...
Suriye`de azınlığın çoğunluğa hükmettiği, azınlığın çoğunluğa zulmettiği değil, halkın taleplerine uygun bir iradenin oluşmasını samimiyetle savunduklarını bildiren Erdoğan, ``Irak`ta bir mezhep çatışmasının ortaya çıkmasına sebep olanlar, kardeşin kardeşi katletmesine zemin hazırlayanlar; tıpkı Kerbela`da Peygamber torununu kanını akıtan Yezid gibi tarihin sayfalarında bir kara leke olarak kazınırlar. İster Sünni, ister Şii, ister Kürt, Arap, Türkmen olsun; kim ki kardeşine silah doğrultuyor, kim ki ibadet eden kardeşini katlediyorsa o Yezid`in izindedir`` diye konuştu.
Fransa’ya ırkçı azarı çeken Tayyip’in sicili hiç de temiz değil
Başbakan Erdoğan: -``Gerek Fransa Ulusal Meclisinde gerek Senatoda kabul edilen teklif, bizim için tamamen yok hükmündedir``, ``Fransa Ulusal Meclisi ve ardından Senatoda yapılan oylama ve kabul edilen teklif, aleni bir ayrımcılıktır, ırkçılıktır, çok açık bir şekilde düşünce özgürlüğü katliamıdır``, ``Bu ırkçı, ayrımcı girişimlere karşı susanlar, sessiz kalanlar, tepkisiz kalanlar, Avrupa`da faşizmin ayak seslerini duymamak gibi bir vebalin altına girerler`” sözleri ile Fransa’yı ırkçılık ve nefret suçu işlemekle suçladı.
Halbuki hükümeti süresince kabadayı tavırlarını hiç bırakmayan Başbakan Erdoğan’ın çeşitli dini ve etnik grupları aşağıladığını ve ırkçı yaptırımlara mazur bırakmakla tehdit ettiği bir çok örnekte görebiliyoruz. Tam da konuyla alakalı bir örnek iki yıl önceki ilk tasarı tartışmaları ortaya çıktığında Erdoğan’ın ülkedeki vatandaş olmayan ermenileri sürme tehdidi idi. “Bakın, benim ülkemde, 170 bin Ermeni var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama 100 binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E, ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu 100 binine, ‘hadi siz de memleketinize’ diyeceğim; bunu yapacağım. Niye? Benim vatandaşım değil bunlar. Ülkemde de tutmak zorunda değilim. Yani şu anda bizim bu samimi yaklaşımlarımızı bunlar bu tavırlarıyla ne yazık ki olumsuz istikamette etkiliyorlar, bunların farkında değiller" şeklindeki açık ırkçı sözleri ile Erdoğan’ın kimseyi ayırımcılıkla suçlayacak yüzü bulunmuyor. Erdoğan alevilere karşı da ayırımcılık yaptığı gerekçesi ile eylemlerle kınanmıştı. Erdoğan 12 Haziran seçimleri öncesinde Alevi dedelerini dilinden düşürmemişti.
Dersim’i dilinden düşürmeyen Erdoğan, Sivas ve Maraş’ı hiç anmıyor
CHP’ye yüklenmek için bir malzeme haline getirdiği Dersim Katliamı üzerinden cinayetlerin üzerine gideceklerini söyleyen Erdoğan “Dersim`de yargısız infaz edilenleri nasıl Türkiye`nin gündemine biz taşıdıysak, kirli senaryoları nasıl deşifre ettiysek, toprağın altındaki silahları nasıl biz çıkardıysak, işte bugün de toprağın altındaki faili meçhullerin cesetlerini gün yüzüne çıkarıyoruz. Hiçbir istisna kabul etmiyoruz. Ama bazılarının gözü var görmez, kulağı var duymaz, ağzı var konuşamaz. Çünkü, kalpler... 1960`ların 1970`lerin, 1980`lerin o baskıcı, otoriter, antidemokratik dönemlerinde nice insanımızı, değerimizi kaybettik” dedi.
2 Temmuz 1993`te Sivas’ta 33 aydınımızı katleden gerici katillerin avukatlığını yapan kişilerin büyük çoğunluğu AKP tarafından önemli görevlere getirilmiş durumda. Yakanlar arasında şu an hapiste bulunan ise yok. AKP 5-6 Eylül olayları ve bundaki DP payını, ve AKP`nin bu geçmişe nasıl sahip çıktığını asla ağzına almıyor.
“Yoksullar okumasın mı?” diyene bak!
Erdoğan, konuşmasında ayrıca ``Kapıcının çocuğu siyasal bilgiler fakültesine giriyor, bundan rahatsız oluyorlar. Köylü Ahmet amcanın oğlu hukuk fakültesine giriyor, bundan rahatsız oluyorlar. Hakkari`deki çoban, İstanbul`da kağıt toplayan yoksul, Merter`deki işçinin oğlu, Keçiören`deki gecekondulunun çocuğu mimar, mühendis, gazeteci oluyor, CHP bundan rahatsızlık duyuyor`` diyerek, yoksulları da sahiplenmiş oldu. CHP’yi ise ``Anadolu`nun yoksul ve gazi evlatları gelip iyi eğitim alıp memleketin idaresinde söz sahibi olunca bunların iktidarı sarsılıyor. Hiç kusura bakmayın 27 Mayıs`ı da 28 Şubat`ı da bu zihniyetle yaptılar`` sözleri ile eleştirdi.
CHP’nin tavrından bağımsız olarak, eğitim sistemini yok eden AKP hükümetinin harçlara ve yurtlara yaptığı zamlar, sözlerinde bahsettiği öğretmen ve mühendislerin okullardan işsiz çıkması bir yana toplumun üreten yoksul kesimine tavrı hiç de öyle kucaklayıcı olmadı.
Çiftçi’ye “ananı da al git” diyen, işçilerin sendikal müdacelelerinde her zaman tehditkar konuşan “buyursunlar gitsinler greve görelim” sözleri ile adeta tarafını belli eden, “ayaklar asla baş olmaz” sözünü direk işçi sınıfı için söyleyen Erdoğan’ın yoksul çocuklarını da ne kadar düşündüğü ortada. Hele şifrelerin cemaatlerin elinde olduğu bir sistemde kimlerin ne kadar şansı kaldığını tahmin etmek hiç zor değil.
Erdoğan’ın bu laflarına inanmak için ise hafızasız olmak gerekiyor.
(soL - Haber Merkezi )
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin`in “hükümet politikası haline getireceğiz” dediği Evlilik Okulları