Haftanın Anketi
Yerel Haber
BÖKE; “KOLTUKTAN OLMAK PAHASINA SİYASETTE OLMAK LAZIM”
09-04-2018 / 15:34
CHP Parti Meclis üyesi Prof. Dr. Selin Sayek Böke, İstanbul Yüksek Ticaret ve Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Mezunlar Derneği`nin düzenlediği, ‘14. Türkiye Vergi Kongresi`nin son oturumunda “Siyasetin ve Bürokrasinin Ekonomik Büyümeye Bakışı” kapsamında bir sunum gerçekleştirdi. Böke; “Siyaset, teknik ve bilimsel çalışma yapma ve üretme zeminini ortadan kaldırdığı için siyasete girdik. Koltuktan olmak pahasına siyasette olmak lazım…” dedi.

BÖKE; “KOLTUKTAN OLMAK PAHASINA SİYASETTE OLMAK LAZIM” 
 
CHP Parti Meclis üyesi Prof. Dr. Selin Sayek Böke, İstanbul Yüksek Ticaret ve Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Mezunlar Derneği’nin düzenlediği, ‘14. Türkiye Vergi Kongresi’nin son oturumunda  “Siyasetin ve Bürokrasinin Ekonomik Büyümeye Bakışı” kapsamında bir sunum gerçekleştirdi. Böke; “Siyaset, teknik ve bilimsel çalışma yapma ve üretme zeminini ortadan kaldırdığı için siyasete girdik. Koltuktan olmak pahasına siyasette olmak lazım…” dedi.
 
Böke, sunumunda; “2007’den bu yana ülkeyi güçsüzleşen noktaya taşıyan bir ekonomik anlayışla karşılaştık. Bu arada hiçbir ekonomi paketi ortaya konmadı. Ve ağır maliyet ödemeye başladık. Öyle ki bir reform paketi olmadan, devletin kaynaklarını kullanma yetkisi siyasi anlayışa bağlı kalacak bir şekle dönüştü. Eğer siyasi bir fayda alınabiliyorsa bu kaynaklar siyasi faydalarına bakılarak kullanabilir hale dönüştürüldü. Bu ayrı ayrı yapılan bal çalma toplumu da olumsuz etkiledi.
 
“DEVLET KAPİTALİZMİ YAŞANAN BİR DÖNEM…” 
 
2013`ten sonra ise neredeyse devlet kapitalizmi yaşandığı bir döneme girdik. Zamanla bütün ihalelerin tek kişi tarafından, kime verileceğine karar verildiği,  hangi sektörün ve o sektörde hangi aktörlerinin yaşayıp yaşamayacağına tek bir kişinin izin verdiği bir dönem açıldı. Dolayısıyla kuralsızlık kural haline geldi. Bütün bu deneyimlerden şunu öğreniyoruz. Kurallara ihtiyacımız var. Kuralları düzenleyen bir kamuya ihtiyacımız var.  Günü kurtaran bir anlayışın değil, açıkça sınıf temelli ve bir bütüne oturtulan ekonomik anlayışın uygulanması gerekiyor.
 
Dolayısıyla kaynağı da tartışan bir anlayışa ihtiyaç var. Bir ilk adım olarak da vergiden başlamak gerekiyor. Yeniden sosyal devleti tarif etmek gerekiyor. Ve bütüncül paketin ilk adımı da vergi olmalı.  Bu doğrultuda birçok alanda yenilenme şart. Asgari ücretten vergi almazsınız rant ekonomisinden vergi alırsınız. Örneğin yeni bir ücret politikası olmalı. Bu gün asgari ücret açlık sınırının altında. Daha önemlisi kayıt dışılık artıyorsa,  güvencesiz çalışma varsa dönüp önce ücret politikasını revize etmek gerekiyor. En kolay yapılacak şey asgari ücretin düzenlenmesi. Ancak sadece asgari ücret arttırıcı, arttıracağım diyen bir anlayış yanlıştır. Çünkü istihdamı sağlayan Kobilerdir.  Ve Kobiler de milyonlarca asgari ücretli çalışan vardır. Milyonlarca emekçi Kobilerde çalışmaktadır. O zaman Kobilerin verimliliğini de artırmak gerekiyor. Bütüncüllük burada devreye giriyor. Eş zamanlı olarak KOBİ’lerin ödeme gücünün yükseltilmesi konusunda adımlar atılmalıdır. Bir ekonomik düzen kurulmalıdır. Ve üretim yapan Kobilerin verimlilik artışını sağlayacak şekilde düzenlemelere gidilmelidir. Verim artıracak neyse yatırımı oraya yapmak lazımdır.  

“ÇARPAN ETKİSİ YÜKSEK OLAN DEĞERLERE YÖNELMEK GEREKİR”
 
Yeni yatırımlar için kaynak var. Ama bu siyasi bir tercihtir. Ulaştırma yatırım bütçenizi kullanılmayacak köprüler yerine Kobilere yatırsaydınız yine aynı miktarda harcama olacaktı. Ama getirisi çok olacaktı. Ve sosyal devlet yükümlülüğünü yerine getirmek için alanlar açan bir sonuç doğacaktı. Onun için ücret politikası çerçevesinde asgari ücreti artırırken, verimliliği de arttıran bir ekonomik anlayışı ortaya koymak gerekiyor. Çarpan etkisi yüksek olan değerlere yönelmek gerekiyor. KOBİ’lerin rahatlatılması yönünde atılacak adımlar ücret artışını da kendiliğinden getirecektir.  Sanayide dört sıfır yokmuş gibi yaparsak daha çok kavga edilir. Dolayısıyla dijital altyapıya yatırım yapan, verimi artıran, ücretleri arttıran, sosyal yükümlülükleri yerine getirmeyi sağlayan bir ekonomik yöntemi geliştirmek zorundayız. Bunun içinde para var.
 
Bugünkü rantçı inşaat sisteminden daha yüksek getirisi olabilecek alanlarda hizmet üretmeliyiz. Yatırım yapılmalıdır. İnşaat sektörünün çarpan etkisi birkaç sektörle ilişkilidir ve sınırlıdır. Ancak istihdam yaratacak yatırımlarda çarpan etkisi yüksek olacaktır. Değişik işkollarına olanak ve istihdam olanağı sağlayacaktır. Her taraftan çarpan etkisini artırabilecek yatırımlara ve akademik çalışmalara göre rantçı inşaat modeli yerine sosyal projeler ve üretim projeleri hayata geçirmek gerekmektedir. Ama bu da bir siyasi tercih meselesidir.  
 
“HUKUKSUZLUĞUN, OHAL’İN ORTADAN KALKMASI GEREKİYOR.”
 
Bütün bunların yapılabilmesi için de hukuk gerekiyor. Hukuksuzluğun OHAL’in ortadan kalkması gerekiyor. Basını tek sesli olmaktan çıkarmak gerekir. Merkez Türkiye projesi kapsamında yeni projeler üretilerek savaşlara dahil olmak yerine barışın öncüsü olabilecek ve ticari diplomasi yoluyla Barışı ekonomik refaha çevirecek bir sistemi kullanmak gerekir. Esasında bu yolla müthiş kazanımlar elde edilebilir. Bunun için de salt coğrafi konumdan dolayı ürünün geçişinden fayda sağlayan bir yaklaşımdan değil, ürün geçerken ürüne artı katkı sağlayacak yaklaşımlar önemsenmelidir. Onun için de teknolojik yatırımlar, eğitim, bilim, özgür düşünce ve teknoloji merkezli dijital altyapıya ihtiyaç vardır.  
 
Bu gün Türkiye`nin coğrafi konumu itibariyle herkesle kavga halindeyiz. Savaş eden değil, emperyalizmin oyuncağı olan değil, kendi kendine var olan ve bölgeye barış getiren bir ülke olmalıyız. Cumhuriyetin öz değerlerine dönmeliyiz. Bunların olabilmesi için de siyasetin değişmesi gerekiyor.

“HALK SİZ ÖNCÜ OLURSANIZ BİZ GELMEYE HAZIRIZ DİYOR.”
 
Değişme talebinin siyasi partilerden değil toplum dinamiklerinden almak ve okumak gerekiyor. Benim umudum da burada. Toplum siyasi partileri de değişmeye itmeli ve itiyor. Toplum siyasi partilerin çok ötesinde. Tüm baskı ve Devlet gücüne rağmen bu toplumda ortaya çıkan sonuç memleketin yarısının demokrasi istediğidir. Demokratik bir ortamı istediğidir. Ancak bu da yetmiyor. İrade vasfına durun diyen ve baskı oluşturan toplumsal güce gereksinim var.
 
Koltuktan vazgeçmek pahasına siyasette olmak lazım. Siyasetle olmayanların da ortak hareket etmesi gerekir. Her olumlu adımı toplumsal baskı attırır. Halk bu gün siz öncü olursanız biz gelmeye hazırız diyor. Bunu görmek lazım. Ölçü budur. Gelmezseniz zorlamayla getiririz diyor. Değişim işte böyle başlamalıdır. Mekanik şekilde, siyasette, siyasi parti de değişecek demeyle olmaz. Siyasette talebe göre değişim olmalıdır. Ben bu anlamda gelecekten umutluyum.
 
Cumhuriyet değerlerinin yeniden ayağa kalktığı bir ülkede teknik anlamda görev yapacağımıza, çocuk büyütüyor olacağımıza inanıyorum…”


Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Mustafa Kemal ATATÜRK
GAZETE 1. SAYFALARI
Lütfen Menüden Gazete Seçiniz
HİÇ BİR ŞEYİN GİZLİ KALMASINI İSTEMİYORSANIZ BİZİ ARAYIN 0212 569 62 62 0 535 734 89 88 Email:gazeteesenler@gmail.com