Son acı deneyimin kodu gibi; 06.02.23/04:16:55/50.783/107.204/7,7...
Elbette rakamların sert dilinden utananlar için her deprem unutulmazdır. Zaten ne depremler yaşadı küllerinden doğan, enkazından dirilen şu beğenilmez Cumhuriyet. Millet her deprem olduğunda enkazdan çıkarılmak için, kapkara dehlize düştüğünde boğulmamak için, daha dibe batmamak için yani çoluk çocuk kurtarılmak için devletinden ilgi ve destek bekledi yıllar yılı. Ancak özellikle yeni hayatın mucidi sayesinde köylere, kasabalara ve kentlere modern izlenimi verilse de tepeden en dibe çürük hepsi. Bu gerçeklik her depremle pik yapsa da rakamların dili çarpıtılıyor. Facia bir alt katmana indirgeniyor...
Deprem gerçeğiyle yüz yüze yaşayan millet yer sallandığında, toprak ayakların altından kaydığında diller tutulur. Zedeler yaşamda kalabilmek adına rakamlara tutunur. Zadeler de palazlanmak adına el pençe eteğe. Herşeye rağmen yer yarıldığında gök kubbe çöktüğünde ‘Deprem kardeşliği’ mutlaka başarılır. Nice facialar, nice depremler dayanışarak atlatılır. Yıkım, sömürü ve ölüm rejimine karşı kolektivist duruş sergilenir. Korkmaktan değil utanıldığından millet burada devlet nerede? diye erkan sorgulanmaz...
Öyle bir devlet var ki içten içe Cumhuriyeti yiyen, deprem kuşağı sarmalında bir devlet, düşman başına. Çünkü gerçekçi deprem siyaseti yok, deprem politikaları yok, deprem bakanı yok, deprem danışmanları yok, deprem kurumları yok, deprem okulları yok. Ama deprem haritasına zerre aldırmayan, cüzzi devlet aklı olmayan kelli felli siyasetçileri çok. Hele kendiliğinden varolan kardeşliği bile yıkma peşinde etkili yetkili makamlar, siyaseten milletin gazını alma derdinde illetlik muhteremler daha çok. Külliyen bir varlar, bin yoklar. Bunların topunda başta deprem tüm doğal afetlere dar perspektifli malum bakış açısı. İcraat sıfır, az giderim, uz gezerim, gözlerimi kaparım, vazifemi yapmam vaziyeti. Kim ne yaparsa yapsın ama mevcut iktidarın nam ve hesabına yapsın kalıtsal hastalığı. Yoksa zinhar ziftin peki. Resmen rakamların dilsizliğiyle nükseden ayarsızlık, aymazlık ve acizlik. Tek gaye günü kurtarma, felaketten bile oy devşirme ve yeniden seçilme meselesi…
Deprem kardeşliği, kentlerin yumuşak karnında, ovaların kucağında, akarsuların yatağında, fay hatlarının üzerinde yoğunlaşan göçüklerin altında kalmışlara ve can vermişlere yanar. Çürük demir, çimentosuz kum ve çakıl yığınından sağsalim çıkanlara sarılır. Tedaviye alınacakları canı gönülden kucaklar. Çaresizlere cansiperane yardım edebilmek için insan üstü gayretle çırpınır. Deprem kardeşliği neferleri, şoven, ırkçı, ayrımcı, ayrılıkçı, dinci, faşist, mezhepçi ve muhafazakâr dile aldırmaz. Dili deprem dili, deprem kuşağı mahkumiyetine özgürlük elçisidir deprem kardeşliği...
Depremle iç içe yaşayan millet, tüm spekülasyonlara karşın depremin yok edici, yakıcı-yıkıcı ve sarsıcı etkisiyle dünyası değişiverenleri ve her an değişebilecek olanları, siyasal tercihine göre katogorize etmeyi resmen zul görür. Deprem kardeşliğine düşmanlaşmaya aman dikkat çeker. Amanita virosa kardeş…
Asla unutulmamalı, deprem politikasızlığı yüzünden havada karada hep ölüm davası. Ayrıyeten liboş müteahhitlik, mezhepçi mücahitlik, farazi vaazlar ve rantçı vaatler üzerine kurulmuş politik tüccarlık. Bunlar belirliyor iktidarı. Bu basit usulde vergilendirilen siyaset baronluğu, iktidar erkini kime sunmalı noktasında afallıyor. Mekanizma, paralel çekişme ve kalkışma ile bir anda çatlıyor. Depreme rantabl çözüm sunamayan, insan odaklı projeksiyon tutamayanların yetkilendirilmesiyle facianın rakamsal boyutu daha da büyüyor. Oysa on yıllardır yaşananlar, asla kaçınılmaz son değil. Katiyyen kader değil, kesinlikle fıtrat değil. Kader kısmet budaması hiç değil...
Dahası devleti devletlisi, yerkabuğunu kızdıran hatalarda hiç payları yokmuşçasına pişkin davranıyorlar. Depremi dahi siyasi malzemeye dönüştürme, imaj yenileme çabası ve rantçı montaj gereksinimi doğrultusunda saçma sapan taktikler geliştiriyorlar. Hem suçlu hem güçlü babında, her acıda kutsallık arama eğilimiyle kuyruklu yalanlar sıralıyorlar. Rakamların dilini kullanarak planlı programlı siyaset yanıltmasını tercih ediyorlar...
Sergilenen lafta olağanüstü güçlerle donanmışlık temaşası. Her depremde dona kalmaya bin bir bahane uydurma ve iktidar aczini saklama telaşı. Mevzuu deprem olunca anında maraza muhabbet ve şatafatlı mabet faslı. Hele ki depremin ağır hasarını önlemeye dönük politikalar mantar çıkınca, hemen imaj ve montaj fırsatçılığı. Mevcut yıkıma artı yükler getireceği apaçık, bambaşka sorunlar doğuracak hedef şaşırtma pratiği...
El heykelli Ada'da beton saati iki bini yirmi altı geçerken hala beşik gibi sallanıyor yeryüzü. Yüzler kireç, bedenler güneş yanığı. Değişmeyen tek gerçek doğanın deprekasyonu. Teoride yer kabuğu enginden derine çıtkırıldım hazırlığını biteviye sürdürüyor...
Pratikte bir anda kallavi katmanlar yerinden oynar, faylar kırılır, kıtalar yer değiştirir. Ve asrın felaketi dış çerçeveye titreşimler yayar. Deprem sarsıntılarla devinir, yaygın bekleyiş sarpa sarar. Sismik dedektörlerin kaydettiği rakamlar artık boşunadır. Sistematik kaosa tek başına rakamların dili direnir...
Depremin dili yönetsel ihmal ayıbıyla yine kadere isyan çizgisine çekilir. Rakamların dili ile kodlanan ise; 06.02.26/03:29:64/22.318/
535.642/6,2...
Zaten pek yakında depremler yine unutulacak. Yani deprem yazgısına rakamların diliyle son verilecek. Depremin diliyle reishi mantarı yazılacak...